Türkiye'de siyasi tutsakların açlık grevine uluslararası dayanışma
Türkiye cezaevleri, son yıllarda siyasi tutukluların sayısındaki artışla birlikte insan hakları ihlallerinin en yoğun yaşandığı alanlardan biri haline gelmiştir. Özellikle devrimci, sosyalist, Kürt hareketine mensup ve muhalif kimliğiyle bilinen binlerce kişi, keyfi gözaltı uygulamaları ve uzun tutukluluk süreleriyle yıllarını yargılanmadan geçirmektedir. Bu tablo, hapishaneleri yalnızca birer yargı mekanı değil, aynı zamanda rejimin muhalefeti susturma aracına dönüştürmektedir.
Siyasi tutsaklar, maruz kaldıkları baskı ve hak ihlallerine karşı yıllardır farklı direniş biçimleri geliştirmektedir. Açlık grevi, hapishanelerde sesini duyuramayanların bedenleri üzerinden yürüttüğü en ağır ama en görünür eylem biçimidir. Bugün birçok cezaevinde yüzlerce tutuklu, sağlık haklarının gaspına, avukat görüşme kısıtlamalarına ve ağırlaştırılmış disiplin cezalarına karşı bedenlerini siper etmektedir.
Bu grevler, tek tek hücrelerden yükselen çığlıkların ötesinde, toplumsal muhalefetin bir parçası olarak okunmalıdır. Türkiye'de emekçilerin, kadınların, gençlerin ve azınlıkların hakları için verdikleri mücadele, cezaevi duvarlarının ardında yeni bir boyut kazanmaktadır. Açlık grevindeki tutsaklar, dışarıdaki toplumsal hareketlerin uzantısı ve aynı zamanda sesi konumundadır.
Bu yazıda, Türkiye'deki siyasi tutukluların açlık grevlerini ve uluslararası alanda yükselen destek çağrılarını, Emek ve Özgürlük Cephesi perspektifinden ele alacağız. Avrupa'daki devrimci kamuoyunun bu mücadeleye nasıl dahil olabileceğini, dayanışmanın somut biçimlerini ve enternasyonalist sorumluluğun sınırlarını tartışacağız.
Tutuklama politikasının arka planı
AKP-MHP ittifakının iktidarı döneminde, özellikle 2015 sonrasında siyasi tutuklamalar devasa bir endüstri haline gelmiştir. Halkların Demokratik Partisi'nin kapatılması, belediye başkanlarının görevden alınması, gazetecilerin, avukatların ve sendikacıların tutuklanması, baskı mekanizmasının boyutlarını gözler önüne sermektedir. Siyasi davalar, hukuki süreçler değil, siyasi intikam operasyonları olarak işlemektedir.
Terörle Mücadele Kanunu, ceza hukuku değil, bir sindirme aracı olarak kullanılmaktadır. Örgüt üyeliği, örgüt propagandası ya da "suç örgütüne yardım" gibi geniş yorumlanabilen maddeler üzerinden onlarca kişi yıllar boyunca yargılanmadan cezaevinde tutulmaktadır. Bu durum, Anayasa'nın adil yargılanma hakkını açıkça ihlal ederken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin verdiği ihlal kararlarına rağmen değişmemektedir.
Bu politikalar, yalnızca ceza adaletini değil, toplumsal muhalefetin kendisini hedef almaktadır. Halkı örgütleyen, sesini yükselten, sokakta direnen herkes potansiyel bir siyasi tutuklu adayıdır. Bu nedenle hapishanelerdeki direniş, Türkiye'nin demokratik geleceği için bir kavşak noktasıdır ve görmezden gelinemez.
Ağırlaştırılmış koşullar ve insanlık dışı uygulamalar
Türkiye cezaevlerinde uygulanan ağırlaştırılmış disiplin cezaları, tek kişilik hücrede kalma, haberleşme ve ziyaret haklarının kısıtlanması, sağlık hizmetlerine erişimin engellenmesi anlamına gelmektedir. Tutukluların avukatlarıyla görüşmeleri kayıt altına alınmakta, mektupları sansüre uğramakta, aileleriyle belirli aralıklarla sınırlı sürelerle görüşebilmektedir. Bu koşullar altında açlık grevi, çoğu zaman ölüm kalım meselesine dönüşmektedir.
Hapishanelerde sağlık hakkının gaspı ayrı bir skandal boyutundadır. Kanser tedavisi görmesi gereken tutsaklar çeşitli gerekçelerle hastaneye götürülmemekte, psikiyatrik tedavi talepleri karşılanmamaktadır. Hasta tutsakların ölümü, bu sistemde sıradan bir istatistik olarak kayıtlara geçmektedir. Bu insanlık dışı uygulamalar, Birleşmiş Milletler'in İşkenceye Karşı Sözleşmesi'ni açıkça ihlal etmektedir.
Devlet bu koşulları sürdürürken, cezaevlerindeki direniş de kesintisiz biçimde sürmektedir. Açlık grevinin yanı sıra dönüşümlü grevler, slogan eylemleri ve cenaze törenlerinde yapılan protestolar, tutsakların sessiz bırakılmayacağının göstergesidir. Bu direniş geleneği, Türkiye devrimci hareketinin en önemli kazanımlarından biri olarak kuşaktan kuşağa aktarılmaktadır.
Açlık grevinin siyasi anlamı ve temel talepler
Açlık grevi, bireysel bir sağlık problemi değil, son derecede siyasi bir eylemdir. Tutsak, kendi bedenini devletin şiddetine karşı bir mücadele alanı haline getirirken aynı zamanda halkına, kamuoyuna ve uluslararası topluma seslenmektedir. Tarihte farklı halkların direniş geleneklerinden bugüne kadar açlık grevleri, toplumsal vicdanı harekete geçirmenin en zorlu yollarından biri olmuştur.
Türkiye'de siyasi tutuklular bugün birkaç temel talep çevresinde birleşmektedir: hasta tutsakların serbest bırakılması, avukat ve aile görüşme haklarının iadesi, ağırlaştırılmış disiplin cezalarının kaldırılması, keyfi soruşturmaların sona erdirilmesi. Bu talepler, müzakereye açık olmayan siyasi tutukluların yaşam hakkını güvence altına almaya yönelik acil adımlardır.
Enternasyonalist dayanışma, bu talepleri duyurmanın ve grevlerin kırılmasının önlenmesinin en güçlü aracıdır. Yalnızca Türkiye'de değil, Avrupa'nın dört bir yanında cezaevlerindeki siyasi tutsakların çığlığı yankılanmalıdır. Dayanışmanın gücü, grevcilerin bedenlerini feda etmelerinin ne denli gerekli olduğunu azaltacak ölçüde büyütülmelidir.
Uluslararası insan hakları mekanizmaları ve dayanışma
Türkiye'deki siyasi tutukluların durumu, birçok uluslararası mekanizmanın radarında olmasına rağmen gerekli diplomatik baskı oluşturulamamaktadır. Avrupa Birliği üyelik sürecinin fiilen dondurulması, Avrupa Konseyi'nin sessizliği ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi'nin sembolik açıklamaları, rejimin ihlallerini örtme işlevi görmektedir. Bu sessizlik, faşizan baskı mekanizmalarına alan açmaktadır.
Dünyanın farklı bölgelerinde siyasi tutsaklara yönelik mücadeleler ve dayanışma pratikleri önemli dersler sunmaktadır. Latin Amerika'da diktatörlük dönemlerinin hesap vermesi için yürütülen insanlığa karşı suç davaları, baskı mekanizmalarına karşı hukuki ve toplumsal mücadelenin sürdürülebileceğini göstermektedir. Bu çerçevede Arjantin'deki insanlığa karşı suç davalarına ilişkin yıllık rapor, benzer hukuki takip süreçlerinin nasıl yürütülebileceği konusunda yol gösterici bir örnek oluşturmaktadır.
Sosyalist, komünist ve devrimci partiler olarak temel görevimiz, bu deneyimleri Türkiye hapishaneleriyle paylaşmak ve enternasyonalist dayanışmayı somut araçlara dönüştürmektir. Açlık grevindeki tutsakların taleplerini Avrupa parlamentolarında, sokaklarda ve sendikalarda yükseltmek, ortak bir sorumluluk olarak karşımızda durmaktadır.
Avrupa'da mülteci politikası ve siyasi baskıyla bağlantı
Türkiye'den Avrupa'ya sığınan devrimci ve ilerici kesimler, burada da benzer baskılarla karşılaşmaktadır. Sığınmacı politikaları, Türkiye'deki rejimin ihlallerini ödüllendiren bir yapıya dönüşmüştür. AB-Türkiye mutabakatı, insan hakları ihlallerini görmezden gelmenin diplomatik zeminini oluşturmaktadır. Bu durum, hem Avrupa'daki Türkiyeli mültecileri hem de Türkiye cezaevlerindeki tutsakları doğrudan etkilemektedir.
Emek ve Özgürlük Cephesi'nin mülteci politikalarına ilişkin basın açıklaması, bu bağlantıyı açıkça ortaya koymaktadır. Avrupa, sınırlarını mültecilere kapatırken, Türkiye'deki baskıcı rejime kapılarını açmakta, böylece iki yönlü bir insan hakları ihlaline ortak olmaktadır.
Cezaevlerindeki direnişle Avrupa'daki sığınmacı politikaları arasındaki yapısal bağı görmek, enternasyonalist dayanışmanın temelidir. Sınırların açılması, siyasi tutsakların tahliyesi, hasta tutsakların tedavi için Avrupa'ya getirilmesi gibi talepler, bütünsel bir mücadelenin parçası olarak yükseltilmelidir. Bu bütünlük olmadan verilen dayanışma, eksik kalacaktır.
Emek ve Özgürlük Cephesi olarak sorumluluğumuz
Avrupa'daki devrimci Türkiyeli topluluklar olarak, cezaevlerindeki yoldaşlarımızın yanında olmak tarihsel ve siyasi bir sorumluluktur. Emek ve Özgürlük Cephesi olarak bu sorumluluğu, kurumsal yapımız üzerinden örgütlü bir dayanışma hattına dönüştürmekteyiz. Bu çerçevede hem Türkiye'deki tutsakların sesini Avrupa kamuoyuna taşıyor, hem de Avrupa sokaklarında eylem birliği zeminleri kuruyoruz.
Yayın organımız Barikat, hapishane direnişini birincil konularından biri olarak ele almaya devam edecektir. Tutsakların mektupları, açlık grevi günlükleri ve avukatların tanıklıkları, kamuoyunun bilgisine sunulacak, hapishane duvarları arasındaki direniş görünür kılınacaktır. Bu görünürlük, grev kırıcılığını zorlaştırmanın ve grevcilerin moralini yükseltmenin ön koşuludur.
Avrupa'daki tüm devrimci, sosyalist, komünist ve ilerici yapılara, sendikalara, insan hakları örgütlerine ve parlamento temsilcilerine çağrımız açıktır. Sessiz kalmak, bu ihlallere ortak olmaktır. Dayanışma, yalnızca bir slogan değil, örgütlenmiş bir irade meselesidir.
Dayanışma için somut adımlar
Açlık grevindeki tutukluların yanında olmak, her düzeyde örgütlenmiş bir seferberlik gerektirmektedir. Bu seferberlik, sembolik jestlerle sınırlı kalmamalı, kurumsal bir hüviyete kavuşmalıdır. Yalnızca sloganlarla değil, kalıcı yapılar kurarak yürütülen bir dayanışma, grevcilerin moralini yükseltecek ve rejimin baskı mekanizmalarını zayıflatacaktır.
Avrupa'nın farklı kentlerindeki devrimci yapılar, bu seferberliği somut bir programa dönüştürmek için ortak toplantılar yapmalı, görev dağılımını netleştirmeli ve her birimin hangi eylemden sorumlu olduğunu açıkça belirlemelidir. Bu koordinasyon olmadan yürütülen çalışmalar, ancak birbirinden kopuk ve etkisiz kalır.
- Avrupa'nın başlıca kentlerinde konsolosluklar önünde oturma eylemleri ve kitlesel basın açıklamaları düzenlemek.
- Hasta tutsaklar için uluslararası bağımsız bir tıbbi heyet oluşturmak ve kamuoyuyla paylaşılacak sağlık raporları hazırlamak.
- Grevcilerin taleplerini içeren dilekçeleri Avrupa Parlamentosu'na, ulusal meclislere ve Birleşmiş Milletler insan hakları mekanizmalarına sunmak.
- Açlık grevindeki tutsaklarla dayanışma geceleri, panel ve forumlar düzenleyerek konuyu sürekli gündemde tutmak.
- Avrupa'daki Türkiyeli mülteci topluluklarıyla koordinasyon kurarak sınır ötesi dayanışma ağları oluşturmak.
- Grevcilerin mektup ve taleplerini farklı dillerde yayınlayarak uluslararası kamuoyunun doğrudan bilgisine sunmak.
Türkiye'de siyasi tutukluların açlık grevleri karşısında uluslararası dayanışma, yalnızca insani bir jest değil, sınıf mücadelesinin ve enternasyonalizmin pratik bir sınavıdır. Emek ve Özgürlük Cephesi, bu sınavda üzerine düşen sorumluluğu yerine getirme kararlılığındadır. Avrupa'daki tüm devrimci güçleri, hapishanelerden yükselen bu çığlığa omuz vermeye, sesleri sokaklara, meclislere ve uluslararası platformlara taşımaya çağırıyoruz. Dayanışma, ancak örgütlü ve kararlı bir iradeyle hayat bulacaktır.