Avrupa'nın mülteci politikasına Emek ve Özgürlük Cephesi'nin bakışı

Emek ve Özgürlük Cephesi, Avrupa'daki son mülteci politikalarını sert bir dille eleştiren bir basın açıklaması yayımladı. Açıklama, sınırların militarize edilmesinden sığınmacıların kamplara hapsedilmesine kadar uzanan süreci, emek ve özgürlük mücadelesinin ayrılmaz bir bileşeni olarak değerlendiriyor.

Açıklamada özellikle son yıllarda Avrupa genelinde yükselen ırkçı söylemler, geri itme uygulamaları ve insan hakları ihlalleri vurgulanıyor. Kuruluş, bu politikaların yalnızca mültecileri değil, tüm emekçileri ve ezilenleri hedef aldığını, çünkü güvencesizleştirme ve ayrımcılığın sınırları aşan bir karakter taşıdığını belirtiyor.

Avrupa'da mülteci haklarının aşınması

Son on yılda Avrupa, mültecileri kabul etmekten çok onları caydırmaya yönelik bir dizi mekanizma geliştirdi. Dublin Anlaşması, Frontex operasyonları ve hızlandırılmış sınır dışı prosedürleri, kıtaya ulaşan insanların yasal yollardan korunma talep etmesini neredeyse imkânsız hale getirdi.

Bu politikaların sonucunda on binlerce insan Ege ve Akdeniz sularında hayatını kaybetti, kalanlar ise ağır koşulların hüküm sürdüğü kamplarda tutuluyor. Açıklamada, kampta kalmanın ölmekten anlamlı bir farkının kalmadığı bir sistem inşa edildiği vurgusu öne çıkıyor. Çocukların, hamilelerin ve yaşlıların bu sistemde özel koruma görmesi gerekirken, çoğu zaman en ağır muameleyle karşılaştığı belirtiliyor.

Bunun yanında bu politikalar yalnızca kıyılarda değil, şehirlerin içinde de baskıya dönüşüyor. Kimlik kontrolü, parmak izi tarama ve dijital takip uygulamaları, mültecileri sürekli potansiyel şüpheli konumuna düşürüyor. Bu durum, emek piyasasındaki güvencesizleştirmeyle birleşerek, mülteci kökenli işçilerin en ağır sömürü koşullarına itilmesine yol açıyor.

Dijital altyapı ve göç yönetimi

Avrupa Birliği, mülteci politikasını yeni teknolojik araçlarla pekiştiriyor. Yüz tanıma sistemleri, biyometrik veri tabanları ve sınır ötesi veri paylaşım protokolleri, kıtanın göç stratejisinin temel unsurları haline geldi. Bu dijital altyapı, resmi söylemde güvenlik ve verimlilik gibi kavramlarla meşrulaştırılıyor.

Uygulamada ise AB'nin dijital hizmet kuralları da dahil olmak üzere bu sistemler, masum insanların izlenmesi, profillenmesi ve keyfi şekilde gözaltına alınması anlamına geliyor. Emek ve Özgürlük Cephesi, teknolojinin emekçilerin ve göçmenlerin aleyhine nasıl kullanıldığının görünür kılınması gerektiğini savunuyor.

Açıklamada bu teknolojik denetim mekanizmalarının ırkçılığın yeni bir formu olduğu belirtiliyor. Kimlik üzerinden yapılan algoritmik ayrımcılık, kimin korunacağını ve kimin gönderileceğini belirleyen bir filtre işlevi üstleniyor. Bu yüzden teknolojik gelişmelerin eleştirisi, mülteci hakları mücadelesinden ayrı düşünülemez.

Almanya'da ortak direniş ve yerel dayanışma

Almanya, Avrupa'nın en büyük mülteci nüfusuna ev sahipliği yapmasına rağmen, son yıllarda sığınmacılara yönelik saldırılar ve siyasi linçler artış gösterdi. Aşırı sağ partilerin yükselişi ve ana akım siyasetin sertleşmesi, mültecileri toplumsal yaşamın dışına iten bir ortam yarattı. Bu koşullarda, Almanya'da ortak direniş büyük önem taşıyor.

Emek ve Özgürlük Cephesi, mücadelenin sürdürülmesi için büyük gösterilerin yanı sıra mahalle düzeyinde örülen dayanışma ağlarının da kritik olduğunu vurguluyor. Mültecilere barınma sağlayan, hukuki destek veren ve dil kursları düzenleyen yerel inisiyatifler, ırkçılığa karşı en etkili panzehir olarak gösteriliyor. Bu çalışmalar, ırkçılık karşıtı komitelerin örgütlenme biçimini örnek alıyor.

Açıklamada, Türkiye ve Kürdistan kökenli göçmen topluluklarının bu dayanışma pratiklerinin merkezinde yer aldığına dikkat çekiliyor. Avrupa'daki emekçi örgütleriyle kurulan bağlar, kültürel bir yakınlığın ötesinde, sınıf temelli ortak bir mücadelenin parçası olarak değerlendiriliyor. Bu bağlamda tek tek ülkelerdeki girişimlerin, kıtasal bir harekete dönüşme potansiyeli taşıdığı belirtiliyor.

Sağlık, sosyal haklar ve mültecilerin durumu

Mültecilerin en temel sorunlarından biri, sağlık hizmetlerine erişimde yaşanıyor. Birçok Avrupa ülkesinde sığınmacılar, acil durumlar dışında veya uzun bürokratik süreçlerin ardından tedavi imkânına kavuşabiliyor. Bu durum, kronik hastalıkları olan insanların sağlığının ağır şekilde kötüleşmesine yol açıyor.

Özellikle çocuklar ve yaşlılar için durum daha vahim. Aşı programları, diş bakımı, gözlük temini gibi temel sağlık hizmetleri çoğu zaman ulaşılamaz kalıyor. Emek ve Özgürlük Cephesi, sağlık hakkını herhangi bir ayrımcılığa tabi tutmadan tüm mülteciler için güvence altına alınması talep ediyor. Bu yaklaşım, İskoç sağlık kampanyasıyla aynı evrensel ilkelere dayanıyor.

Öte yandan barınma hakkı, eğitim hakkı ve çalışma hakkı da açıklamanın merkezinde yer alıyor. Mültecilerin çoğu zaman kayıt dışı ekonomide çalıştırıldığı, sendikalaşma haklarının fiilen engellendiği ve en düşük ücretlerle istihdam edildiği hatırlatılıyor. Bu koşullar, göçmen emeğinin yapısal bir sömürü aracına dönüştürülmesinin göstergesi olarak okunuyor.

Uluslararası dayanışma ve örgütlenme çağrısı

Emek ve Özgürlük Cephesi'nin açıklaması, mülteci haklarını uluslararası bir mesele olarak çerçeveliyor. Kabul eden ülkelerin yanı sıra transit ülkelerin ve kaynak ülkelerin de bu sorumluluğu paylaşması gerektiği savunuluyor. Bu yaklaşım, mülteci sorununu köklerinden ele almayı ve yapısal eşitsizlikleri görünür kılmayı hedefliyor.

Açıklamada, anti-emperyalist ve anti-faşist mücadelelerin birbirinden ayrı düşünülemeyeceği vurgulanıyor. Avrupa'da yükselen aşırı sağ, mülteci karşıtlığını sömürerek toplumsal desteğini büyütürken, emek cephesinin bu saldırılara karşı tek bir sesle yanıt vermesi gerektiği belirtiliyor. Dayanışma, kriz anlarının ötesinde kalıcı örgütlenmelerle sürekli kılınmalı. Bu amaçla sendikalar, sol partiler, kültürel kurumlar ve mahalle inisiyatifleri arasında kalıcı köprüler kurulması öneriliyor.

Açıklamanın bir başka vurgu noktası, emek hareketiyle mülteci hareketinin ortak mücadelesinin önemi. Sınır ötesi sendikal ağlar, ırkçılığa karşı yerel koalisyonlar ve uluslararası dayanışma platformları, bu cephenin kurulmasında anahtar rol oynuyor. Mülteci hakları, salt insani bir mesele olmaktan çıkarak, sınıf mücadelesinin ayrılmaz bir bileşeni olarak ele alınıyor.

Açıklamanın tam metnine ve örgütün çalışmalarına kurumsal web sitesi üzerinden ulaşılabilir. Burada yayınlanan bildiriler, kampanyalar ve etkinlikler, mülteci hakları için sürdürülen mücadelenin sürekliliğini gösteriyor. Bu çerçevede tüm Avrupa'daki emekçilere, ilericilere ve devrimci örgütlere, ortak mücadeleye katılma çağrısı yapılıyor. Emek ve Özgürlük Cephesi, sınırların ötesinde bir halk dayanışmasının, faşizme ve sömürüye karşı en güçlü yanıt olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.