Almanya’da Faşizme Karşı Ortak Direnişin Yolu
Almanya’da faşist ve ırkçı hareketler, yalnızca seçim dönemlerinde görünür olan geçici bir dalga değildir. Göçmenleri, mültecileri, Yahudileri, Müslümanları, Romanları, LGBTQİ+ bireyleri, sosyalistleri ve sendikal mücadele yürütenleri hedef alan saldırılar; devlet politikaları, medya dili ve sokak örgütlenmeleriyle birbirini besleyen kalıcı bir tehdit oluşturmaktadır.
Bu tablo karşısında antifaşist güçlerin parçalı tepkilerle yetinmemesi gerekiyor. İşçi sınıfının ekonomik talepleri, göçmenlerin eşitlik mücadelesi, gençlerin özgürlük arayışı ve savaş karşıtı hareket aynı demokratik ve devrimci zeminde buluşabilir. Almanya’da faşizme karşı ortak direniş çağrısı, farklı toplumsal kesimlerin kendi özgünlüklerini koruyarak birleşik bir mücadele hattı kurmasını hedeflemelidir.
Faşist Tehdidin Güncel Görünümü
Almanya’da aşırı sağ partiler, ırkçı dernekler ve çevrim içi propaganda ağları, toplumsal hoşnutsuzluğu göçmenlere ve yoksullara yönlendirmeye çalışıyor. Konut krizinin, işsizliğin, düşük ücretlerin ve kamu hizmetlerindeki gerilemenin gerçek sorumluları gizlenirken; sığınmacılar, yabancı işçiler ve siyasal muhalifler hedef gösteriliyor. Bu dil, sokak saldırılarını ve kurumsal ayrımcılığı meşrulaştıran bir işlev görüyor.
Faşizmin güç kazanması, yalnızca sandık sonuçlarıyla ölçülemez. Polis şiddeti, sınır dışı uygulamaları, mülteci kamplarındaki baskı, işyerlerinde ayrımcılık ve antifaşist eylemlere yönelik yasaklar da aynı otoriter yönelimin parçalarıdır. Bu nedenle mücadele, ırkçı partilere karşı seçim kampanyasıyla sınırlı kalmamalı; sömürü düzenini ve devletin baskıcı politikalarını da sorgulamalıdır. Avrupa’daki çalışmalar bu ortak bakışın farklı ülkelerdeki dayanışma deneyimleriyle güçlenebileceğini gösteriyor.
Direnişi Birleştiren Ortak Zemin
Antifaşist mücadelede kalıcı başarı, farklı örgütlerin yalnızca büyük saldırılar sonrasında yan yana gelmesiyle sağlanamaz. Mahallelerde, üniversitelerde, fabrikalarda, göçmen derneklerinde ve kültür merkezlerinde sürekli ilişki kuran yerel komiteler oluşturulmalıdır. Bu komiteler, tehditleri izlemeli, saldırıya uğrayanlarla dayanışma örgütlemeli ve gündelik yaşamın sorunlarını politik bir mücadeleye bağlamalıdır.
Birleşik cephe anlayışı, her grubun aynı düşünmesi anlamına gelmez. Sendikalar ücret ve iş güvenliği taleplerini, göçmen örgütleri oturum ve eşit yurttaşlık taleplerini, gençlik hareketleri eğitim ve özgürlük taleplerini öne çıkarabilir. Ortak nokta; ırkçılığa, faşist şiddete, militarizme, sömürüye ve her türlü baskıya karşı birlikte hareket etmektir. Bu birlik, açıklamalarda kalmayan, grevden mahalle toplantısına kadar somut eylem üreten bir yapıya kavuşmalıdır.
Yerel Mücadeleden Ortak Hatta
Faşizme karşı direnişin etkili olabilmesi için merkezi çağrılarla yerel deneyimler arasında canlı bir bağ kurulmalıdır. Bir kentte mülteci yurdunun savunulması, başka bir kentte ırkçı saldırıya uğrayan işçilerin korunması veya bir üniversitede faşist örgütlenmenin teşhir edilmesi, ülke çapındaki ortak mücadelenin parçalarıdır. Her yerel deneyim, diğer bölgelerle paylaşılmalı ve dayanışma ağları aracılığıyla büyütülmelidir.
Aşağıdaki karşılaştırma, farklı mücadele alanlarının ortak direniş içindeki işlevini ve birbirini tamamlayan ihtiyaçlarını ortaya koymaktadır:
| Mücadele alanı | Temel hedef | Birleşik direnişe katkısı |
|---|---|---|
| İşyerleri ve sendikalar | Irkçı ayrımcılığı ve güvencesizliği durdurmak | İşçilerin sınıfsal birlikteliğini güçlendirmek |
| Mahalleler | Saldırılara karşı hızlı dayanışma kurmak | Yerel savunma ve güven ilişkileri oluşturmak |
| Okullar ve üniversiteler | Faşist propaganda ve baskıya karşı çıkmak | Gençlerin politik katılımını artırmak |
| Göçmen örgütleri | Eşit haklar ve güvenli yaşam talep etmek | Irkçılık karşıtı hareketin toplumsal tabanını genişletmek |
| Kültür çevreleri | Unutulan mücadeleleri ve tarihsel hafızayı yaşatmak | Dayanışma bilincini ortak bir kültürel zemine taşımak |
Bu alanların her biri kendi başına değerli olsa da ortak koordinasyon olmadan etkileri sınırlı kalır. Düzenli toplantılar, ortak bildiri ve eylem takvimleri, hukuki destek ekipleri ve hızlı iletişim kanalları bu koordinasyonun temel araçlarıdır. Böylece antifaşist hareket, saldırıdan saldırıya tepki veren bir konumdan çıkarak önleyici ve örgütlü bir güce dönüşebilir.
Örgütlenme Ve Dayanışma Pratikleri
Faşist saldırılara karşı mücadelede güvenlik, hukuk ve iletişim boyutları birlikte ele alınmalıdır. Tanıkların ve mağdurların korunması, saldırıların belgelenmesi, hukuki başvuru yollarının bilinmesi ve tehdit altındaki kurumlarla düzenli temas kurulması önem taşır. Bu çalışmalar, devlet kurumlarına duyulan güvenin yerine geçmez; aksine resmi mekanizmaların yetersiz kaldığı durumlarda toplumsal dayanışmanın gücünü artırır.
Siyasal eğitim de örgütlenmenin ayrılmaz parçasıdır. Irkçılığın tarihsel kökleri, Almanya’daki faşist hareketlerin bağlantıları, sömürgecilik, emperyalist savaşlar ve kapitalist krizler birlikte incelenmelidir. Anma etkinlikleri, forumlar, atölyeler, yayınlar ve kültürel buluşmalar geçmişle bugünü bağlayarak mücadele bilincini derinleştirir. Barikat gibi devrimci yayınların ve antifaşist tarih çalışmalarının dolaşıma sokulması, ortak hafızanın güçlenmesine katkı sağlar.
Ortak Mücadele İçin Öncelikler
Almanya’daki antifaşist hareketin önünde, acil tepki vermenin ötesine geçen politik ve örgütsel görevler bulunuyor. Mücadeleyi genişletmek, faşizmin beslendiği ekonomik ve toplumsal koşulları görünür kılmak ve ezilenlerin özsavunmasını meşru bir hak olarak savunmak bu görevlerin başında gelir. Ortak hareket, seçim takvimlerine bağımlı olmayan süreklilikte kurulmalıdır.
- İşyerlerinde ve mahallelerde düzenli antifaşist komiteler oluşturulmalıdır.
- Irkçı saldırılara karşı hızlı iletişim, hukuki destek ve dayanışma ağları kurulmalıdır.
- Sendikalar, göçmen örgütleri, gençlik kolektifleri ve kültür merkezleri ortak eylem takviminde buluşturulmalıdır.
- Mültecilerin, göçmenlerin ve sınır dışı tehdidi altındaki insanların talepleri mücadelenin merkezine alınmalıdır.
- Faşist propaganda karşısında sosyal medya, yerel basın ve kültürel çalışmalar etkin biçimde kullanılmalıdır.
- Irkçılığın ekonomik nedenleri; düşük ücret, işsizlik, barınma krizi ve kamu hizmetlerindeki yıkımla birlikte teşhir edilmelidir.
- Antifaşist mücadele, savaş karşıtlığı, kadın özgürlüğü, LGBTQİ+ hakları ve işçi direnişleriyle ortaklaştırılmalıdır.
Bu öncelikler, farklı siyasi çevrelerin kendi kimliklerinden vazgeçmesini gerektirmez. Gereken, ortak düşmana karşı açık, ilkeli ve eylemci bir birlik anlayışıdır. Faşizme karşı mücadele, yalnızca savunma refleksi olarak değil, eşitlikçi ve özgür bir toplumun kuruluşunu hazırlayan kurucu bir güç olarak ele alınmalıdır.
Almanya’nın her kentinde kurulacak dayanışma komiteleri, büyütülecek işyeri direnişleri ve birlikte savunulacak göçmen mahalleleri bu çağrının somut karşılığıdır. Irkçı saldırılara, devlet baskısına ve faşist örgütlenmelere karşı sessiz kalmamak için antifaşist güçler ortak eylemde buluşmalı; sözümüzü örgütlü dayanışmaya, dayanışmamızı kalıcı direnişe dönüştürmelidir.