Fransa’da iklim adaleti için sınıf perspektifi
Fransa’da iklim adaleti mücadelesi, karbon salımlarını azaltma isteğinin ötesine geçerek yaşam koşullarının eşitsizliğini gündeme taşıyor. Sarı yelek hareketinin yakıt ve yaşam maliyeti talepleriyle başlayan geniş tabanlı mobilizasyon, sendikaların gre çağrıları ve iklim aktivistlerinin şehir eylemleriyle kesişti. Hava kirliliği, aşırı sıcaklık, taşkın ve orman yangınları artık çevre sorunlarından çok emek, sağlık güvenliği ve barınma hakkı meselesi olarak görülüyor.
Bu gelişmeleri sınıf perspektifiyle ele almak, iklim mücadelesini bireysel tüketim alışkanlıklarından oluşan dar bir alandan çıkarıyor. Sorunun kaynağı, kâr uğruna üretilen ve tüketilen emekle; krizin yükünü omuzlayan işçi, emekli ve yoksul kesimler arasındaki bağlantıyı görünür kılıyor. Irkçılık, göçmen emeğinin yoğunlaştığı sektörler ve Fransız şirketlerinin küresel ekolojik sorumluluğu da bu çerçevenin önemli parçalarıdır.
İklim yükünün eşitsiz dağılımı
Fransa, sanayi, ulaşım ve tüketim düzenleriyle ekolojik krize katkıda bulunan ülkeler arasında yer alırken, kırklarda, banliyölarda ve yoksul semtlerde iklim riskleri daha yüksek. Az gelirli aileler ulaşım için daha büyük bütçe ayırmak zorunda kalır; sigorta primleri yükselir ve evler serinleme ihtiyacı karşısında dezavantajlı duruma düşer. Bu nedenle iklim adaleti, aynı topluluk içindeki gelir ve yaşam koşulları farklılıklarını dikkate almayı gerektirir.
Yakıt vergilerini düşürme, enerji desteği sağlama veya hane halkına iade ödemeleri yapma tartışmaları, sınıfsal bir bakış açısını gündeme getiriyor. Desteklerin yeterli olup olmadığı kadar, kaynağın nereden geldiği ve kamu bütçesinin hangi ihtiyaçlara yönlendirildiği de önemlidir. Halkın yaşamını koruyan yatırımlar ile şirketlere yönelik vergi indirimleri arasında yapılacak tercih, yeşil dönüşümün kimin yararına işlediğini gösterir.
Sınıf mücadelesi dönüşümün merkezinde
İklim değişikliğine karşı yürütülecek mücadelenin emek cephesi, yalnızca yeni iş alanları yaratmakla sınırlı değildir. Yenilenebilir enerji, nükleer santral, kamu taşıması, konut yalıtımı ve su yönetimi projeleri çok sayıda işçiye ihtiyaç duyar; ancak ücret, güvenlik, sendika hakkı ve geçici istihdam koşulları bu dönüşümün kalitesini belirler. Düşük ücretli geçici işçilik modeli yeşil yatırımları sosyal faydaya dönüştürmek için yeterli değildir.
Sermaye ile emek arasındaki gerilim, ekolojik kriz karşısında da ortadan kalkmaz. Şirketler daha yüksek kâr elde etmek için üretim maliyetlerini düşürebilir, iş güvenliğini riske atabilir veya çevre koruma yükümlülüklerini ülkelere aktarabilir. Bu durum, özellikle göçmen işçilerin yoğunlaştığı tarım, inşaat, temizlik ve lojistik sektörlerinde sert biçimde görülür. Emek ve çevre mücadelesinin birlikte kurulması, yeşil bir burjuva düzeninin yeni biçimlerine karşı ortak bir duruştur.
Bu perspektifin uluslararası boyutu da güçlüdür. Enerji kaynakları, hammadde akışları ve iklim borcu üzerinden kurulan küresel ilişkiler, ulusal sınıf mücadelesini etkiler. Avrupa çapında işçi örgütlerini ve sol siyasi çevreleri bir araya getiren işçi sınıfı konferansı çağrısı, ortak taleplerin farklı ülkelerde nasıl taşınabileceğini gösterir. Türkiye’deki sendikaların, fransız işçilerinin ve Avrupa genelindeki iklim hareketlerinin dayanışması bu açıdan stratejik bir önem taşır.
Şehirden üretim alanına
Fransız şehirlerinde ulaşım, konut ve altyapı politikaları iklim adaletiyle doğrudan bağlantılıdır. Otomobil bağımlılığını azaltmak için toplu taşımayı yaygınlaştırmak, kamu taşımasını güvenilir kılmak ve mahalleleri trafik gürültüsünden arındırmak gerekir. Aksi hâlde yeşil dönüşüm, gündelik hayatı finanse edemeyen kesimler için yeni bir maliyet yaratır. Bisiklet yollarının park alanına dönüşmesi ya da ısınmaya karşı yeni düzenlemeler de kimlerin ihtiyacına göre tasarlanmalıdır.
Üretim alanlarındaki mücadele, şehir taleplerini somutlaştırabilir. Enerji yoğun fabrikalarda ücretli iklim eylemi, üretim planlarının kamuyla paylaşılması ve çalışanların karar süreçlerine katılması, dönüşümün şirket iradesine bırakılmamasını sağlar. Gre çağrıları, iş güvenliği talepleri ve kesintisiz üretim için önerilen alternatif planlar birlikte savunulduğunda sendikalar yalnızca ücret mücadelesinin değil, ekolojik yön değişikliğinin de aktörü olur.
Uluslararası dayanışmanın siyasi anlamı
İklim adaleti mücadelesi, göç, ırkçılık, savaş ve ekonomik adalet gibi konularla iç içe yürüyor. Küresel Güney’deki iklim hareketleriyle Avrupa’daki enerji şirketlerinin çıkarlarını aynı çerçevede sorgulamak, çevre mücadelesinin merkezî hâline gelmelidir. Emek ve Özgürlük Cephesi’nin Avrupa düzeyindeki yayın ve dayanışma çalışmaları, bu bakış açısını siyasi tutsaklıkla ilişkilendirir. Türkiye’deki açlık grevi destek çağrısı, çevresel adaletin insan özgürlüğü ve devlet baskısıyla karşı karşıya olduğu ortak alanı gösterir.
Uluslararası dayanışma, eylemleri görünür kılmanın yanı sıra kaynak ve deneyim akışı sağlar. Farklı ülkelerdeki işçiler, iklim hareketleri ve demokratik kurumlar arasında ortak mücadele programları oluşturulabilir. Anti-faşist örgütlenme, göçmen hakları, sendikal dayanışması ve iklim adaleti birbirinden ayrı tutulamaz; çünkü fosil sermayenin çıkarları emeğin baskı altına alınmasıyla, ırkçı düzenin güçlendirilmesiyle ve yaşam alanlarının talanıyla birlikte ilerliyor.
Güçlü bir iklim adaleti programı için
Somut bir program, iklim eylemlerini sosyal taleplerle birleştirmelidir. İlkelerin yalnızca genel ilkelerde kalması, sendikaları, yerel yönetimleri ve hareketleri ortak bir hattaki buluşturulması gerekir.
- İklim risklerini gelir, mahalle, yaş ve sektör temelinde ölçerek doğrudan etkilenen topluluklara kaynak yönlendirin.
- Yeşil yatırımlarda ücretli, güvenli ve kalıcı istihdamı, sendika katılımını ve işçi denetimini temel ölçütler yapın.
- Halk sağlığı, konut, ulaşım ve enerji haklarını birbirinden ayırmadan ortak bir kriz yönetimi kurun.
- Sürdürülebilirlik maliyetlerini ücretleri esas alarak değil, kâr oranlarını ve yüksek gelirli tüketim düzenlerini esas alarak karşılayın.
- Enerji, göç, ırkçılık ve savaş karşıtı hareketler arasında uluslararası köprüler kurun.
Bu ilkeler, çevre politikasını gündelik hayatın yeniden düzenlenmesiyle ilişkilendirir. Halkın ihtiyaçlarını belirleyen emek örgütleri, yerel birlikler ve iklim hareketleri aynı program üzerinde çalıştığında dönüşümün halk yararına işleyeceği görünür hâle gelir.
Eyleme dönüşen dayanışma
Fransa’daki iklim adaleti mücadelesini güçlendirmek için sendikalar, çevre örgütleri, yerel topluluklar ve uluslararası dost kurumlar ortak taleplerini hayata geçirmeli. Enerji yoksunluğuna, ulaşım krizine ve iş güvenliği sorunlarına karşı ortak eylem programları, hükümetlerin ve şirketlerin dayattığı çerçeveyi kırabilir. Barikat dergisi gibi yayınlar aracılığıyla deneyimlerin paylaşılması, Fransız örneğinin Türkiye’deki mücadeleye kuramsal ve pratik katkı sunmasını sağlar.
İklim adaleti için emeğin özgürlüğünü, göçmenlerin eşitliğini ve yaşanabilir bir gezegeni aynı programda savunmak gerekiyor. Bu doğrultuda uluslararası dayanışma çağrılarını yaymak, etkinliklere katılmak, işçi örgütlerinin taleplerini desteklemek ve ortak eylemler üretmek üzere harekete geçelim.