1968 hareketinin devrimci mirası ve bugüne kalan dersler
1968 yılı, yirminci yüzyılın en kapsamlı toplumsal patlamalarına tanıklık etti. Paris'te işçi ve öğrencilerin sokakları doldurduğu Mayıs günlerinden ABD'deki sivil haklar mücadelesine, Meksika'daki Tlatelolco katliamından Vietnam Savaşı'na karşı yükselen küresel öfkeye kadar uzanan bu dalga, tek bir ülkenin ya da kıtanın meselesi olmaktan çıkmıştı. Emperyalist savaşlara, sermayenin emek üzerindeki baskısına, ırkçılığa ve cinsiyet eşitsizliğine karşı yükselen sesler, kıtaları aşan ortak bir bilinç oluşturdu.
O dönemin devrimci gençliği, barikatlarda, fabrikalarda ve üniversitelerde aynı anda soluk aldı. Bu hareketin en güçlü yanı, farklı toplumsal kesimlerin kendiliğinden bir araya gelerek ortak bir gelecek tasavvuru kurmasıydı. Altmış yıldan fazla zaman geçmiş olsa da 1968'in öğrettikleri, bugün hâlâ mücadelenin pusulası olmaya devam ediyor. Geçmişe bakmak, yalnızca bir anma ritüeli değil; bugünü kavramanın ve yarını kurmanın aracıdır.
Küresel bir ateş: 1968'in kıtaları aşan karakteri
1968'in en ayırt edici özelliği, birbirinden uzak coğrafyalarda eş zamanlı patlak veren isyan dalgasıydı. Fransa'da Nanterre Üniversitesi'nden başlayan öğrenci eylemleri, kısa sürede on milyonu aşkın işçinin katıldığı genel grevle birleşti. Aynı yıl ABD'de Martin Luther King'in öldürülmesi, siyahların özgürlük mücadelesini radikalleştirirken; Vietnam'a karşı düzenlenen protestolar savaşın meşruiyetini yerle bir etti.
Bu dalganın etkisi Çekoslovakya'da sosyalist bir yenilenme arayışı olan Prag Baharı'na kadar uzandı. SSCB'nin tanklarıyla bu umudun ezilmesi, Doğu Avrupa halklarının kendi geleceklerini belirleme iradesini gözler önüne serdi. Latin Amerika'da Che Guevara'nın bir yıl önce şehit düşmesinin yarattığı etki, gerilla hareketlerini ve kurtuluş mücadelelerini besledi. Meksika'dan Kolombiya'ya, Brezilya'dan Arjantin'e uzanan öğrenci işgalleri, kırsal isyanlarla iç içe geçti.
Fabrikalar ve amfiler: işçi-öğrenci ittifakı
Altmışlı yılların sonunda ortaya çıkan hareketin bel kemiği, işçi sınıfı ile öğrenci gençliğin kurduğu ittifaktı. Fransa'da Renault'nun Boulogne-Billancourt fabrikasında grevciler, üniversite komiteleriyle birlikte taleplerini savundu. Bu ittifak, kapitalist sisteme karşı ortak bir cephe oluşturmanın somut örneğiydi. Öğrencilerin bilgi birikimi ile işçilerin örgütlenme kapasitesi birleştiğinde, grev dalgası üretimin büyük bölümünü felç etti.
İtalya'da "sıcak sonbahar" olarak anılan 1969 metal işçisi grevleri, sendikal yapıların ötesine geçen bir sınıf bilinci yarattı. Britanya'da maden işçilerinin mücadelesi, hükümetlerin sosyal harcamalara yönelik saldırılarına karşı kitlesel bir yanıt oldu. Bu deneyim, öğrenci hareketinin salt entelektüel bir çaba olmadığını; asıl gücünü emekçilerin fiili eylemine dayandığını açıkça ortaya koydu.
Karşı kültür, feminizm ve yeni toplumsal hareketler
1968'in bir diğer kalıcı katkısı, hayatın her alanını siyasallaştıran bir karşı kültür dalgası yaratmasıydı. Cinsel özgürlük talepleri, aile yapısının sorgulanması, tüketim kalıplarına başkaldırı ve alternatif yaşam biçimlerinin denenmesi, hareketin yalnızca sokak protestolarından ibaret olmadığını gösterdi. Rock müzikten sinemaya, edebiyattan tiyatroya uzanan bu alan, gençliğin özgürlük arayışının ifadesi haline geldi.
Bu dönemde feminist hareket de kitlesel görünürlük kazandı. Betty Friedan'ın "Kadınlığın Gizemi" çalışmasının yarattığı etki, ABD'de Ulusal Kadın Örgütü'nün kuruluşuyla somutlaştı. Fransa'da işçi kadınlar fabrika işgallerinde kendi taleplerini ayrıca dillendirmeye başladı. Böylece sınıf mücadelesi ile toplumsal cinsiyet eşitliği arasındaki bağ, devrimci hareketin gündemine kalıcı olarak girdi.
Devlet terörü, represyon ve anti-faşist miras
1968'in ardından gelen on yıllık dönem, devletlerin hareketi ezmek için her türlü aracı seferber ettiğini gözler önüne serdi. ABD'de COINTELPRO programı kapsamında siyah önderler ve savaş karşıtı aktivistler izlendi; İtalya'da "kurşunlu yıllar" olarak anılan dönemde neo-faşist bombalamalar ve devlet destekli gladyo yapılanmaları ortaya çıktı. Almanya'da Kızıl Ordu Fraksiyonu'nun kuruluşu ve sonrasında gelen baskı dalgası, devletin sol hareketlere yönelik sistematik saldırısını belgeledi.
Bu tarihsel birikim, günümüzde anti-faşist mücadelenin neden vazgeçilmez olduğunu hatırlatıyor. Irkçı, milliyetçi ve otoriter akımların yükseldiği Avrupa'da ırkçılığa karşı ortak direniş hatlarının örülmesi yaşamsal önem taşıyor. Emek ve Özgürlük Cephesi'nin bu yöndeki Almanya'da faşizme karşı ortak direniş çağrısı tam da bu tarihsel bilinçten besleniyor.
Bugünden yarına: 1968'in güncelliğini koruyan dersleri
Bugün emekçiler, altmış yıl öncesine kıyasla çok daha kırılgan koşullarda çalışıyor. Taşeronluk, güvencesiz istihdam, sendikasızlaştırma ve konut krizi birçok ülkede işçi sınıfının yaşam koşullarını ağırlaştırıyor. 1968'in öğrettiği en temel derslerden biri, bu saldırılara karşı yalnızca ekonomik taleplerle sınırlı kalmayan, toplumsal kurtuluşu hedefleyen bir perspektife ihtiyaç duyulduğudur. Barikatlarda, işgal edilen fabrikalarda ve sokaklarda filizlenen o kolektif güç, bugün de aynı yöntemlerle inşa edilebilir.
Sınıf içi bölünmelerin aşılması, göçmen emekçilerle yerli işçilerin ortak mücadelesinin örgütlenmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sınıf mücadelesinin ayrılmaz parçası olarak kavranması gerekiyor. Eğitimden sağlığa, barınma hakkından savaş karşıtlığına kadar her alanda birlikte hareket etmek, 1968'in bıraktığı en güçlü mirastır.
Uluslararası dayanışma ve Mayıs'ın devrimci çizgisi
1968'in belirgin özelliklerinden biri, sınırları aşan bir dayanışma ağı örmüş olmasıydı. Vietnam'dan Filistin'e, Angola'dan Şili'ye uzanan enternasyonal dayanışma komiteleri, dünyanın dört bir yanındaki ezilen halkların yanında saf tuttu. Bu bilinç, günümüzde de Filistin halkına destek veren sokak eylemlerinde, savaş karşıtı protestolarda ve işçi grevlerinde kendini gösteriyor.
Mayıs ayının yaklaşmasıyla birlikte emek cephesinin talepleri de güç kazanıyor. Cephenin Mayıs gündemi bu tarihsel birikimle doğrudan bağlantılı. Emek ve Özgürlük Cephesi'nden 1 Mayıs bildirisi tam da bu çizginin güncel bir ifadesi olarak okunmalı.
Mücadelenin pusulası: bugün atılması gereken adımlar
Geçmişten güç alarak bugünü örmek için atılabilecek adımlar şöyle sıralanabilir:
- Fabrikalarda, okullarda ve mahallelerde taban komiteleri kurmak; karar alma süreçlerini demokratikleştirmek.
- Farklı ulus ve inançlardan emekçileri kapsayan birlikler oluşturmak; ırkçılığa karşı ortak tutum geliştirmek.
- Tarihsel deneyimleri okuma grupları, paneller ve anma etkinlikleriyle yeni kuşaklara aktarmak.
- Emekçi kadınların özgül taleplerini sınıf mücadelesinin ayrılmaz parçası olarak savunmak.
- Uluslararası dayanışma ağlarına katılmak; kardeş hareketlerle deneyim paylaşımını sürekli kılmak.
Bu tarihsel mirasa omuz vermek, mücadeleye katılmak ve devrimci çizgiyi güçlendirmek için Avrupa sayfamızı ziyaret edebilir, Emek ve Özgürlük Cephesi'nin etkinliklerine dahil olabilirsiniz. Geçmişin dersleri, ancak bugün atılacak adımlarla anlam kazanır.