Almanya’da Aşırı Sağın Yükselişine Karşı Antifaşist Mücadele
Almanya’da aşırı sağın güç kazanması, yalnızca seçim sonuçlarıyla açıklanabilecek geçici bir dalgalanma değildir. Irkçı saldırılar, göçmen karşıtı propaganda, Yahudi düşmanlığı, Romanlara yönelik ayrımcılık ve siyasal şiddet, toplumsal yaşamın farklı alanlarında kalıcı bir tehdit oluşturuyor. Faşist hareketler, ekonomik ve sosyal hoşnutsuzluğu örgütleyerek emekçileri birbirine düşürmeye çalışıyor.
Bu yükselişin arkasında savaş politikaları, hayat pahalılığı, barınma krizi, güvencesiz çalışma ve kamu hizmetlerinin gerilemesi bulunuyor. Sermaye düzeninin yarattığı sorunlar göçmenlere, mültecilere ve yoksullara yöneltilirken, büyük şirketlerin ve zenginlerin sorumluluğu görünmez kılınıyor. Böylece sınıfsal öfke, ırkçı bir hatta kanalize ediliyor.
Aşırı sağ partiler parlamentolarda sandalye kazandıkça söylemleri de merkez siyasetin gündemine taşınıyor. Sınırların kapatılması, iltica hakkının daraltılması ve polis yetkilerinin genişletilmesi gibi talepler, demokratik haklara yönelik saldırılarla birlikte savunuluyor. Bu süreç, faşist örgütlerin sokaktaki faaliyetleriyle devlet politikaları arasında tehlikeli bir geçişkenlik yaratıyor.
Anti-faşist mücadele bu nedenle yalnızca seçim dönemlerinde yürütülecek bir kampanya değildir. İşyerlerinde, mahallelerde, okullarda, üniversitelerde ve kültür alanlarında örgütlenen birleşik bir direniş; ırkçılığa karşı dayanışmayı sınıfsal taleplerle buluşturmalıdır. Almanya’daki mücadele, Avrupa’nın diğer bölgelerindeki sosyal hareketlerle ortak bir perspektif geliştirdiğinde daha güçlü bir zemine kavuşacaktır.
Irkçılığın toplumsal zemini
Aşırı sağ, kriz dönemlerinde ortaya çıkan korkuları kendi siyasal projesi için kullanıyor. İşsizlik, düşük ücretler, yüksek kiralar ve sağlık hizmetlerine erişimdeki eşitsizlikler, sistemin sonuçları olduğu halde göçmenlerin varlığıyla ilişkilendiriliyor. Bu propaganda, işçi sınıfının ortak çıkarlarını parçalayarak patronların ve devletin sorumluluğunu örtüyor.
Göçmen işçiler Almanya’nın üretim ve hizmet sektörlerinde önemli bir rol oynarken, aynı zamanda düşük ücret, geçici sözleşme ve ayrımcılıkla karşı karşıya kalıyor. Mülteciler ise temel haklardan mahrum bırakılan, bürokratik engellerle kuşatılan bir topluluk olarak hedef gösteriliyor. Irkçı saldırılara karşı ortak direniş çağrısı, bu nedenle yalnızca ahlaki bir tepki değil, emekçilerin birleşik savunma hattının parçasıdır.
Devlet politikaları ve faşist şiddet
Aşırı sağın yükselişi, sokakta faaliyet yürüten neo-Nazi gruplarla sınırlı değildir. Güvenlikçi yasalar, sınır rejiminin sertleştirilmesi ve sığınma hakkının aşındırılması, ırkçı düşüncelerin kurumsal biçimde güçlenmesine neden oluyor. Devlet kurumlarındaki sağcı yapılanmalar ve istihbarat birimleriyle faşist çevreler arasındaki ilişkiler hakkındaki tartışmalar da bu tablonun ciddiyetini gösteriyor.
Demokratik hakların savunulması, yalnızca parlamento içindeki muhalefete bırakılamaz. Irkçı örgütlenmelerin teşhir edilmesi, saldırıya uğrayan toplulukların korunması ve faşist suçların cezasız kalmaması için bağımsız bir toplumsal denetim gereklidir. İnsanlığa karşı işlenen suçların tarihsel sorumluluğunu görünür kılan cezasızlığa karşı hukuk mücadelesi, Almanya’daki hafıza ve adalet tartışmaları açısından da önemli bir referans sunuyor.
Antifaşist hareketin birikimi
Almanya’da antifaşist hareket, farklı siyasal gelenekleri ve mücadele biçimlerini bir araya getiren geniş bir deneyime sahip. Sendikalar, göçmen örgütleri, gençlik kolektifleri, kadın hareketi, öğrenci birlikleri, mahalle inisiyatifleri ve kültür çevreleri, faşistlerin yürüyüşlerini engelleyen kitlesel eylemler düzenliyor. Bu mücadele, sokak görünürlüğü kadar dayanışma ağlarının sürekliliğine de dayanıyor.
Yerel düzeyde kurulan savunma komiteleri, ırkçı saldırıya uğrayan kişilere hukuki ve maddi destek sağlayabilir. Faşist propaganda karşısında hızlı bilgilendirme, tanıklıkların belgelenmesi ve saldırıların kamuoyuna taşınması, sessizlik duvarını kırar. Antifaşist çalışma, mağdurları yalnızca yardım alan insanlar olarak değil, mücadelenin öznesi olarak görmelidir.
Emek hareketiyle birleşik mücadele
Faşizme karşı mücadele, işçi sınıfının ekonomik taleplerinden koparıldığında dar bir savunma çizgisine sıkışır. Ücret artışı, güvenceli çalışma, parasız eğitim, kamusal konut ve sağlık hakkı gibi talepler; göçmen ve yerli emekçilerin ortak yaşam koşullarını savunur. Bu talepler etrafında kurulacak birlik, aşırı sağın bölücü propagandasını etkisizleştirir.
Sendikalar, işyerlerinde ırkçılığa karşı açık politikalar geliştirmeli; ayrımcı uygulamaları izlemeli ve göçmen işçilerin örgütlenmesini desteklemelidir. Grevler ve kitlesel eylemler, yalnızca patronlara karşı ekonomik mücadele değil, faşist siyasetin beslendiği güvencesizliğe karşı toplumsal bir yanıt niteliği taşıyabilir. Avrupa solunun yeni stratejik tartışmaları da bu birleşik mücadele anlayışının sınırlarını ve olanaklarını değerlendirmek açısından önemlidir.
Gençlik, kültür ve siyasal eğitim
Faşist hareketler özellikle gençlere aidiyet, güç ve gelecek vaadi üzerinden sesleniyor. Bu nedenle antifaşist çalışma yalnızca ırkçı sloganlara tepki vermemeli; gençlerin barınma, eğitim, iş ve kültürel üretim ihtiyaçlarına somut yanıtlar üretmelidir. Okullarda ve üniversitelerde tarihsel gerçekleri savunan, sömürgecilik ve ırkçılık ilişkisini açıklayan özgür eğitim programları yaygınlaştırılmalıdır.
Müzik, tiyatro, edebiyat ve görsel sanatlar, ortak hafızanın kurulmasında güçlü araçlardır. Anmalar, sergiler ve dayanışma etkinlikleri, geçmişteki direniş deneyimlerini bugünün mücadeleleriyle buluşturur. Almanca ve Türkçe başta olmak üzere farklı dillerde yayın yapmak, göçmen toplulukların bilgiye erişimini kolaylaştırır ve Avrupa’daki devrimci hareketler arasındaki bağları güçlendirir.
Birleşik direniş için öncelikler
Kalıcı bir antifaşist hat, farklı örgütlerin kendi kimliklerini koruyarak ortak hedefler etrafında hareket etmesini gerektirir. Bu birlik, seçim ittifaklarından daha geniş bir toplumsal zemine dayanmalı; faşist saldırılara karşı hızlı tepki verirken gündelik yaşamın sorunlarına da müdahale etmelidir. Mücadele, yalnızca faşistlerin görünür olduğu anlarda değil, onların örgütlendiği mahallelerde ve işyerlerinde sürdürülmelidir.
Bu doğrultuda öne çıkan çalışma başlıkları şunlardır:
- Irkçı saldırılara karşı mahalle temelli dayanışma ve hızlı müdahale ağları kurmak.
- Sendikalarda göçmen işçilerin eşit katılımını ve ortak sınıf taleplerini güçlendirmek.
- Faşist örgütlerin finansmanını, propaganda kanallarını ve devletle ilişkilerini teşhir etmek.
- Gençlik merkezleri, kültür etkinlikleri ve siyasal eğitim çalışmalarıyla alternatif bir gelecek fikri geliştirmek.
- Almanya’daki hareketleri Avrupa ve dünya çapındaki anti-faşist, sosyalist ve özgürlükçü güçlerle buluşturmak.
Almanya’daki aşırı sağın yükselişine karşı mücadele, korkuya teslim olmayan örgütlü bir toplumsal irade yaratma meselesidir. Emekçilerin, göçmenlerin, kadınların, gençlerin ve ezilen halkların ortak savunması; faşist siyasetin bölme ve sindirme stratejisini boşa çıkarabilir. Bunun için her yerel direniş, daha geniş bir dayanışma ağının parçası haline getirilmelidir.
Güncel gelişmeleri, tarihsel deneyimleri ve Avrupa’daki mücadele çağrılarını izlemek için Emek ve Özgürlük Cephesi Avrupa yayınlarını takip edin; işyerinizde, mahallenizde ve bulunduğunuz her alanda antifaşist dayanışmayı örgütleyin. Faşizme karşı mücadele, ortak hafızayı savunarak ve bugünün haklarını büyüterek kazanılacaktır.